Kuruluş yıllarını şöyle bir hatırlayıp çevremize baktığımızda; ortaya çıkan tek gerçekliği; bölge halkları için kargaşa ve çaresizliğin devam ettiğidir.
Ülkemiz bu bölücü ve yıkıcı her türlü faaliyetlere rağmen varlığını devam ettirme konusunda iradesini ve gücünü ortaya koymuş bedeller ödeyerek bu coğrafyada bağımsız ve güçlü bir duruma gelmiştir.
Bu bedeller bazen ekonomik, bazen can kaybı, bazen de terör saldırılarında şehit ve gaziler olarak karşımıza çıkmıştır. Bu yüzyıl vekâlet savaşlarının yapıldığı bir devir olmuş, eskilerin tabiri ile ‘it izi at izine’ karışmıştır. Bu ülke; puslu, dar vadilerden ve nice tuzaklardan kurtulup vadinin ucuna gelmiştir.
Şimdi zaman; Avrupalıların tabiri ile kâğıtların tekrar karıldığı, bizim medeniyetimizde de haklının hakkını alacağı bir yüce divanın kurulacağı bir devre evrilmiştir.
Hele hele son günlerde tarafların birbirlerine desteklerini aşikâr olarak gösterdikleri bu çağda safları sıklaştırmanın -güçlü bir iradenin hâkim olmasının sağlanarak çağa ve zamana hükmetmenin - ne kadar kıymetli olacağını hep birlikte göreceğiz.
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının yönetiminde Türk halkının şanlı direnişi mazlum milletlere her devir yol gösterici olmuştur. Bakıldığında birçok milletin bağımsızlığını aldığını ama millet olma vasfı ile ilgili sorunlar yaşadıklarını da görmekteyiz.
Kalabalıkları millet yapmak, bir ortak noktada birleştirmek çoğu toplumlar için oldukça zor olmuştur. Milli şairimiz Akif’in dediği gibi;
‘Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.’
Aslında dünyaya basit bir şekilde siyaseten bakıldığında doğunun zenginliği, batının sömürgeciliği kolayca anlaşılacaktır. Bunun bilinmesine rağmen toplumların buna karşı bir tedbir oluşturamaması genel sıkıntıdır.
Batı medeniyeti materyalist bir yapıya sahiptir. Yaptığı her işte ne alacağını, ne kadar kar edeceğini düşünür. İnsan hakları, demokrasi, eşitlik, ekonomik özgürlük gibi kavramlar onların amaçlarına ulaşmak için kullandıkları dayatmalardır. Zira birçoğunun monarşi ile yönetildikleri de göz ardı edilmemelidir.
Böyle toplumlarla Peygamber Efendimizin ( s.a.s) hadisinde belirttiği gibi kendi silahları ile mücadele etmek gerekir. Maddi kazançlarını yok etmek, çıkarlarını azaltmak yapılacak en iyi iş gibi görünmektedir. Bunları yapamıyorsak kenelere yaptığımız gibi çıkarlarının olduğu yerlere biraz yağ dökmek onların toplumları sömürmelerini zorlaştıracak ve ilk fırsatta tutunacak yer bulamadıkları için o bölgeden kayıp gideceklerdir.
Son yıllarda yaptığımız yerli ve milli ürünler kısa zamanda birçok bölgede yeni özgürlük alanları oluşturmuştur. Karabağ’ da otuz yıl önce kardeşlerimize yapılan katliam ve sonrasında gerçekleşen işgale karşı dünya kör, sağır ve dilsiz olmuş Çin işkencesine dönüşen diplomasi ile bilinçli bir şekilde Azerbaycan ve Türk halkı oyalanmıştır. Ülkemizin desteği ile Azerbaycan topraklarını geri almış diplomaside oyalama yapan devlerin iki yüzlükleri bir defa daha görülmüştür.
Suriye ve Libya’da ülkemizin devreye girmesi ile birçok ülkenin çıkarları, gelecek planları ve bunları yapmak için harcadıkları telaffuzunda zorlandığımız paraları çöpe gitmiştir.
Bu coğrafyada dara düşen toplumların başını kaldırıp ilk baktıkları ülke Türkiye’dir. Bu da bugünün meselesi değil bin yıllık birlikteliğin bakiyesidir. Bu coğrafya Türkleri sorun çözen, yol bulan ve adalet sağlayıcı olarak görmüş; şimdi de aynı beklentidedir.
Bu coğrafyada kim güçlüdür sorusu hep sorulagelmiştir. Fransız elçisinin bu sorusuna Mithat Paşanın ‘’en güçlü Osmanlıdır. Zira biz içerden siz dışardan yıkmaya çalıştığımız halde yıkamıyoruz ’’ cevabı trajikomik olmasının yanında düşünmemiz gereken bir konu olsa gerek.
Yapacak çok şeyi olanın zamanı yoktur. Yolu uzun olanın ayağına pranga olan ne varsa söküp atması, yola ve zamana göre hazırlık yapması lazım. Bizi doğru yoldan alıkoyacak, geride bırakacak ne kadar kötü alışkanlığımız varsa usulca yolun girişine bırakarak devam etmeliyiz. Bahaettin Karakoç’un dediği gibi.
‘’Seferin savaşaysa sağlam kuşanmalısın
Zaman öyle bir at ki ihmâle vermez mola!
Erkenden daha erken uyan ki kazanasın
Mahmur “biraz daha”lar düğümü çok tuzaktır
Azıksız çıkma yola! ...’’
Dünya barışından sorumlu olduğu varsayılan beş büyük devletin dünyada en çok silah satan ülkeler olması, her kargaşa ortamında da farklı grupları destekler görünmeleri de oldukça ilginç olsa gerek.
Ülkemiz son yıllarda özellikle silah ve havacılık alanında bir ivme kazanmış bu sayede de çok ciddi anlamda sahada da masada da kendine yer bulmuştur. Bu devlet iradesinin elbette güçlü desteği ile gerçekleşmiştir.
Yüz yıl önce Sivas Kongresinde en çok tartışılan konu olan mandacılığın ne kadar destekleyicisi olduğunu biliyoruz. Bizden bir şey olmaz, biz yapamayız gibi kendini aşağılayan bir hastalıklı bir zihniyete teknoloji fuarlarında yarışmalara katılan milyonlarca gencin verdiği mesaj nettir. Geçmişten aldıklarını geleceğe daha güçlü bir şekilde taşıyacaklarına dair güçlü bir irade temsil etmektedirler.
Çağı bilen, merhamet duyguları gelişmiş, varlık sebebini hep sorgulayan bir gençlik bizim geleceğimiz olacaktır. Atalarının gözbebeği olarak her devir dünyada (Veliül Külli Mazlumin) sahipsizlerin sahibi olmaya devam edeceklerdir.
Birden yüze, yüzden bine, güçlü bir Türkiye gelecek nesillere…