Bazen hayat insanı boğar ya; her şey üstünüze üstünüze gelir. Bütün dünyanın yükü sırtınızda sanırsanız ya… İşte o an bir şeyler yapmak gerek. Alışmışımızın dışında bir şeyler yapmak; uzmanların değişi ile deşarj olmak lazım.
Böyle zamanlarda benim aklıma dedemin anlattığı hikayeler gelir. Yayla ile ilgili; bakir Giresun yayları ve günlerce süren yayla yolculuğu, çam kütüklerinden yapılmış isli hanlar gelir. Hayıflanırım. Trafik, gürültü, iki ayağımızı bir pabuca sığdırmaya çalışan koşuşturmalar, hep bir yere yetişmek zorunda kaldığımız ama bir türlü doğru kullanamadığımız zaman işkenceye dönüşür beynimde.
Hep deriz ya zamansız gelmişiz dünyaya. Eskiler bizim zamanımızda bu yoktu iyisiniz iyisiniz der ya… Aslında biz eksiğiz her yönden. Düşünsenize… Bir bizim yaşadığımızı bir de dedemin anlattığı yayla yolculuğunu düşünün…
Tatlı bir koşuşturmanın sonunda koyunların, keçilerin boynunda sallanan çan ve zil sesleri arasında muzaffer bir komutan gibi ilerlemektesiniz. Kadınların süslediği koyunlar, kuzular düğün yerine gider gibi tek tek dizilmişler bin yıllık taş yola. Altınızdaki atın nal sesleri inletmede yeri göğü. İlk han Yelecük Hanı. Bir günlük mesafede Tirebolu’ya.
Akşam karanlığı ile geldiğiniz-isli çam kütükleri ile tarihe meydan okuyan- Yelecük Hanında konaklıyorsunuz. Sizden bir gün önce konaklayanın temiz bir şekilde bıraktığı hanın kap kaçakları ile işinizi görüyorsunuz. Organik mi doğal mı tartışmasının olmadığı sütünüze mısır ekmeğini doğrayıp yiyorsunuz. İlerleyen saatlerde elektriklerin olmadığı eskilerin cin ışığı dediği belli belirsiz ışıklar şeklinde görülmede Cenik dedikleri köyler.
Sonra bir günlük mesafedeki Olucak Hanı. Asırlık yollardan, tarihe şahitlik etmiş ağaçların gölgesinde ilerliyorsunuz. Artık yaylanın ilk hanındasınız. Ormanın ortasında yemyeşil bir çimenlik alan. Buz gibi soğuk sudan yapılmış; bakır ibrikte dem tutmuş çayı her defasında ilk defa içer gibi çekmek iliklerine kadar. Ciğerlerinizi patlatırcasına temiz oksijenli havayı teneffüs ederken sırt üstü yatıp yıldızları seyretmek sonra geleneksel Yaşmaklı Ağaçbaşı hikayesini dinlemek usanmadan, her konaklamada.
Hikaye bu ya… Olucak Hanında konaklayan gelin her konakladığında uyku tutmaz dışarda gezermiş. Bir de ne görsün ağaçlar secde etmekte. Çok korkmuş ağaçların secde ettiğini bir kaç kişiye söylemiş. Ama kimse inanmamış. Bir yıl sonra konakladığında yine kapıya sabah yakını çıkmış ağaçlar yine secde halinde. Hemen başındaki yaşmağı en büyük ağacın üstüne atmış. Sabah herkes uyandığında toplamış onları ve başlamış anlatmaya. Gelini dinleyenler pek oralı olmamış bunun üzerine ağacın tepesindeki yaşmağı gösteren gelin ağaçların secde ettiğini, ağacın secdede iken yaşmağı üzerine attığını söylemiş. Şaşkınlık içinde insanlar yaşmağa bakarken birden hava bozmuş şimşekler çakmaya başlamış. O an gelin bağırmaya başlamış” sırrını ifşa ettim, sırrını ifşa ettim” Sonra da koşarak kaybolmuş ormanda. Bir daha da haber alınamamış.
Son han Topucak Hanı. Görülmede artık obamız. Altı aylık yaşam alanı. Şimdi yaylanın sırganından tatma zamanı. Kara başkaldırıp ortaya çıkan ilk sırgandan yapılır sırgan ezmesi. Babaannenin saçda yaptığı mısır ekmeği ile dünyanın en güzel ikilisi olur nimet olarak sırgan ezmesi. Kaşık kullanmadan en küçük zerresine kadar indirilir mideye bu leziz yemek. Hiçbir nimet ziyan edilmez. Çöp sorunu da olmaz. Tüketilecek kadar üretir, ürettiği kadar tüketirsin bu zamanda.
Herhalde Topucak Hanında yazmışlardır Gelevera türküsünü. O vadiyi en güzel noktadan gören tek yer de orasıdır. “Gelevera Deresi iki dağın arası” Deniz gibi; vadiyi bembeyaz dumanların ayaklarınızın altına almadığı nadir bir gecede yazılmıştır bu türkü. Zira her gece Espiye’den Topucak Hanı seviyesine kadar bembeyaz dumanlar vadiyi bir denize çevirir. Düşünsenize ayaklarınızın altında upuzun bir vadi ve ayın zamana hükmettiği bir anda Topucak hanından bakıyorsunuz. Eğer şairseniz “ Gelevera deresi iki dağın arası” alimseniz yaratanın sonsuz gücüne bir defa daha şahit olup ” Şükürler olsun sonsuz nimetine” deyip şehadet ediyorsunuz.
Evet… Okuması da dinlemesi de güzeldir. Eğer siz de bir gün darlanırsanız; yıkılmışlar da olsa hala harabeleri durmada dedemin hanlarının.
Nice güzellikleri ile sizleri bizleri beklemede şehrim Giresun’un bakir yaylaları, yayla yolları, hanları...