İLERİ TARİH'TE GİRESUN'UN "CUMA CAMİLERİ" VE ŞEHİRLEŞME TARİHİ MASAYA YATIRILDI
Giresun İleri TV ekranlarında her hafta izleyicileriyle buluşan İleri Tarih programı, dikkat çeken bir içerikle daha izleyici karşısına çıktı. Programın 6. haftasında, "Giresun Şehrinde Cuma Camileri" konusu masaya yatırıldı.
Araştırmacı Tarihçi Yazar Mehmet Fatsa’nın kıymetli arşiv belgeleri ve fotoğraflar eşliğinde aktardığı bilgiler, Karadeniz’in ve Giresun’un köklü tarihine, iskan politikalarına ve kültürel mirasına ışık tuttu. Moderatörlüğünü Giresun İleri Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Faruk Yılancı’nın üstlendiği programda, camilerin sadece birer ibadethane olmadığı, aynı zamanda Türk-İslam şehirleşmesinin ve egemenliğinin en somut mühürleri olduğu vurgulandı.
Cuma Camisi Kavramı ve Tarihi Fonksiyonları
Programın açılışında geleneksel mimari ve sosyal hayatta "Cuma Camisi" ile "Mescit" arasındaki derin fonksiyonel farklar ele alındı. Günümüzde her ibadethane genel bir adlandırmayla cami olarak nitelendirilse de, Osmanlı ve daha önceki beylikler döneminde bu iki kavram arasında keskin bir ayrım bulunduğu aktarıldı. Mescitler vakit namazlarının kılındığı, hutbe okunmayan daha küçük yapılar iken; Cuma camileri, cuma ve bayram namazları gibi topluluğun bir araya geldiği, içinde hutbe irat edilen merkezi alanlar olduğu ifade edildi.
Tarihte hutbe okutmak, tıpkı para bastırmak gibi bir egemenlik ve siyasi otorite alameti olarak kabul ediliyordu. Bir bölge fethedildiğinde kamu idaresinin kararları, başkentten gelen emirler halka cuma hutbeleri vasıtasıyla duyurulurdu. Bu yönüyle Cuma camileri, tanzimat öncesi dönemde devletin taşradaki idari ve siyasi yönetim merkezi konumundaydı.
Cuma camilerinin misyonu idari yönetimle de sınırlı kalmıyordu. Bu camilerde görev yapan baş imamlar, aynı zamanda donanımlı birer hukukçu, yani kadı veya kadı vekiliydi. Cuma günleri namaz öncesinde veya sonrasında bu mekanlar adli bir mahkeme işlevi görür, miras taksimi, nikah, adli yargılamalar ve çeşitli toplumsal uzlaşmazlıklar burada çözüme kavuşturulurdu. Aynı zamanda vergi katipleri ve il yazıcıları da belirli dönemlerde bu camilere gelerek nüfus ve vergi kayıtlarını tutardı. Dolayısıyla Cuma camileri geçmişte idari, adli ve mali işlerin tek bir merkezden yürütüldüğü çok fonksiyonlu birer hükümet ofisi gibi çalışıyordu.
Türk İskan Politikası ve Mahallelerin Kuruluşu
Mehmet Fatsa, Türk iskan politikasının temelinde camilerin yer aldığını belirterek şehirleşme sürecini anlattı. Yeni bir bölgede mahalle veya köy kurulurken, ilk olarak dini önderler ve askeri yetkililer öncülüğünde bir Cuma camisi inşa edilirdi. Cami tamamlandıktan sonra halk onun etrafına yerleşir ve böylece yeni bir yerleşim yeri filizlenirdi. Giresun şehrinin kuruluşu ve iskan süreci de tamamen bu yöntemle şekillenmiştir.
Giresun'daki mahalle isimleri incelendiğinde bu durum net bir şekilde görülmektedir. Örneğin, günümüzde adı yaşatılan Hacı Siyami, Hacı Mithat ve Hacı Hüseyin gibi mahalleler, isimlerini o bölgede ilk camiyi kuran ya da o camide görev yapan kurucu imamlardan almıştır. Önce ibadethane yapılmış, ardından Müslüman-Türk ahali bu yapıların etrafında kenetlenerek mahalle kültürünü oluşturmuştur. Köylerde de benzer bir kaynaşma işlevi gören cuma camileri, dağınık coğrafyadaki insanları haftada bir gün bir araya getirerek toplumsal birliğin ve ortak değerlerin inşasında ana unsur olmuştur.
Bölgesel Miras ve Ordugah Camileri
Programda Anadolu'daki ilk Cuma camilerinden örnekler verilerek Karadeniz’deki fütuhat dönemi somutlaştırıldı. Çepni liderlerinden Çepnizade Hasan Bey tarafından Niksar’da yaptırılan revaklı ve taş yapılı Niksar Ulu Camisi ile Ordu Çaybaşı'ndaki ahşap mimarinin seçkin örneklerinden Şeyh Çiledar Camisi ve Medresesi bu kapsamda incelendi. 1300'lü yılların sonlarında bölgeye gelen alimlerin ve dervişlerin, askeri harekatlara manevi motivasyon sağladığı ve kalıcı eserler bıraktığı ifade edildi.
Bir diğer önemli kavram olan "Fetih Camisi" veya "Ordugah Camisi" başlığı altında, fethedilen topraklarda ilk ezanın okunması ve ilk cumanın kılınmasıyla vatan mühürleme geleneği anlatıldı. Şebinkarahisar Avutmuş Mahallesi’ndeki Behramşah Camisi bunun en net örneklerinden biridir. Melik Behramşah'ın karargahını kurduğu yer üzerine inşa edilen bu yapı, fethin anısını coğrafyaya kazımıştır. Benzer şekilde, Giresun’un fethi sırasında Emir Süleyman Bey tarafından yaptırılan Hacı Hüseyin Camisi de Karahisar-ı Şarki yolunu ve liman bölgesini kontrol altında tutan stratejik bir karargah ve ordugah camisi olarak kurulmuştur.
Kaybolan Değerler ve Yanlış Restorasyonlar
Mehmet Fatsa, Giresun genelinde yaptırdığı araştırmalarda Osmanlı dönemine ait 427 adet cami tespit ettiğini, ancak günümüze bunlardan sadece 92 tanesinin ulaşabildiğini acı bir tabloyla paylaştı. Yol geçirme, park yapma veya eskidiği gerekçesiyle yıkılan yüzlerce tarihi yapının aslında şehrin hafızasını yok ettiği belirtildi. Eski camilerin cemaat kapasitesi yetersizliği gibi bahanelerle yıkılmasının büyük bir hata olduğu, gerekirse tarihi yapının korunup hemen yanına yeni bir bina yapılması gerektiği savunuldu.
Yıkımların yanı sıra hayatta kalan yapılardaki bilinçsiz müdahaleler ve yanlış restorasyonlar da programın eleştiri konularından biri oldu. Çamoluk Bektaş Bey Camisi’nin dünyada nadir görülen muazzam tavan işçiliğine karşılık, mihrabındaki tarihi motiflerin haç işaretine benzetilerek beyaz yağlı boyayla boyanması veya Hacı Hüseyin Camisi’ndeki orijinal mihrabın üzerine strafor kaplanması gibi ehliyetsiz müdahaleler sert dille eleştirildi. Bununla birlikte Bulancak Kuşluhan Camisi, Görele Hasan Ağa Camisi ve Espiye Merkez Camisi gibi yapıların Özel İdare imkanlarıyla betonlaşmaktan kurtarılıp aslına uygun şekilde taş ve ahşap dokularının ortaya çıkarıldığı başarılı restorasyon süreçlerinden de bahsedildi.
Geleceğe Yönelik Cami Mimarisi ve Denetim Çağrısı
Giresun ve Karadeniz bölgesindeki camilerin genel mimari karakterinin yörenin taş ve ahşap malzemesiyle uyumlu olduğuna değinilen programda, günümüzdeki cami yapım süreçleri masaya yatırıldı. Mehmet Fatsa, Cumhuriyet döneminde oturmuş özgün bir cami mimarisi ekolünün bulunmadığını, çoğunlukla Mimar Sinan’ın kötü taklitlerinin yapıldığını ya da modernleşme adı altında füzeye benzeyen minareler gibi garip uygulamalara gidildiğini ifade etti.
Karadeniz iklimine tamamen aykırı olan devasa betonarme kubbeli camilerin yaylalarda ve şehir merkezlerinde ısınma sorunlarına yol açtığı, oysa bölgenin doğasına uygun düz tavanlı, kırma çatılı, ahşap ve yerel taş malzemelerin kullanılması gerektiği vurgulandı. Orman Bölge Müdürlüğü bahçesine yapılan Selçuklu mimarisine uygun Emir Süleyman Bey Camisi bu konuda başarılı bir örnek olarak gösterildi.
Programın sonunda, cami yapımı ve restorasyon işlemlerinin derneklerin inisiyatifinden çıkarılarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde profesyonel mühendislik, mimarlık ve zemin etüdü denetimlerine tabi tutulması gerektiği çağrısı yapıldı. Tarihçi Mehmet Fatsa, "Geçmişine kem gözle bakan, geleceğine kör gözle bakar" sözüyle tarihi yapıların korunmasının milli bir ödev olduğunu belirterek programı tamamladı.