SON DAKİKA

YARIDA KALAN ŞARKI

Bu haber 04 Kasım 2019 - 10:50 'de eklendi ve 226 views kez görüntülendi.

Bun­dan ön­ce­ki bir­çok köşe ya­zım­da “Köy Ens­ti­tü­le­ri”nin önemi ve ka­pa­tıl­ma­sı­nın za­rar­la­rı içe­rik­li bazı ko­nu­la­ra de­ğin­miş­tim; bu ya­zım­da olaya başka bir bo­yut­tan bak­mak ve ir­de­le­mek is­ti­yo­rum.
Hala biz öğ­ren­ci­le­ri­ne gös­ter­di­ği doğru yo­lun­dan yü­rü­me­ye ça­lış­tı­ğım ede­bi­yat öğ­ret­me­nim sayın Ali Uysal’ı bu ya­zım­da say­gıy­la bir kez daha anmak is­ti­yo­rum. O, Köy Ens­ti­tü­le­rin­den söz açıl­dı­ğın­da hep “Ya­rı­da kalan Şarkı” derdi. Çok sev­di­ği­niz bir şarkı dü­şü­nün; o şarkı be­ğen­di­ği­niz ünlü bir yo­rum­cu ta­ra­fın­dan icra edi­li­yor ve siz o şar­kı­yı zevk­le pür dik­kat din­li­yor­su­nuz; ke­yif­ten tüy­le­ri­niz bile mest olu­yor. Fakat bu şarkı tam or­ta­la­rı­na ge­lin­ce bir­den ke­si­li­yor; bu­nun­la o gü­ze­lim key­fi­ni­zin içine de edi­li­yor.
Ali Uysal Bey “İnsan­cık­tan İnsana” isim­li ki­ta­bın­da da bu Köy Ens­ti­tü­le­ri­ne uzun uzun yer ve­ri­yor; oku­yu­cu­la­rı da adeta bü­yü­lü­yor. Peki bu Köy Ens­ti­tü­le­ri bu kadar iyi idi, fay­da­lıy­dı da, niçin ka­pa­tıl­dı? So­ru­su hemen akla ge­li­yor. Ülke kal­kın­ma­sı için ha­ri­ka bir sis­tem, ama ne var ki bi­ri­le­ri­nin işine gel­mi­yor. Bu ki­şi­ler kim öy­ley­se? Ge­çen­ler­de bul­du­ğum önem­li bir ya­zı­yı okur­ken, tüy­le­rim diken diken oldu; içim­de­ki ka­na­yan yara de­şil­di ve daha fazla sız­la­yıp ka­na­ma­ya baş­la­dı. Bunun için bu ya­zı­nın bir bö­lü­mü­nü bu­ra­da pay­laş­mak is­ti­yo­rum: “O dö­ne­min Milli Eği­tim Ba­ka­nı sayın Hasan Ali Yücel, Köy Ens­ti­tü­le­ri­nin ka­pa­tıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni sa­vu­nan­la­ra karşı Mec­lis­te, köy­lü­yü okut­ma­nın ya­rar­la­rı­nı an­la­tır ve so­nun­da: “Za­ra­rı nedir?” diye sorar. Top­rak ağası bir mil­let­ve­ki­li: “Ben üçü beşi bil­mem; bin­di­ğim eşek ben­den akıl­lı ol­ma­ma­lı öyle olur­sa, sil­ki­nir; beni yere atar. Köy­lü­yü oku­tur­sak bizi daha din­le­mez; on­la­rın cahil kal­ma­sı bizim le­hi­mi­ze­dir.” der. As­lın­da bu­nun­la her şeyi an­la­tır o top­rak ağası mil­let­ve­ki­li. Ül­ke­nin kal­kın­ma­sı onun um­run­da bile de­ğil­dir; o sa­de­ce yal­nız ken­di­ni ve onun gibi dü­şü­nen­le­ri ön plana alır. Bunun çok ben­ze­ri başka bir “Anek­tod”a da bu­ra­da de­ğin­mek is­ti­yo­rum: Cum­hu­ri­yet’in ku­ru­luş yıl­la­rın­da, ül­ke­mi­zin çabuk kal­kın­ma­sı için bir heyet ku­ru­lur ve bu heyet, Tür­ki­ye’yi bölge bölge ge­ze­rek, kal­kın­ma plan­la­rı yap­mak için gö­rev­len­di­ri­lir. Kal­kın­ma he­ye­ti­nin ilk zi­ya­re­ti Güney Do­ğu­ya ya­pı­lır. Orada bir Aşi­ret Re­isi­nin mi­sa­fi­ri olur­lar. Mi­sa­fir ol­duk­la­rı ağa ol­duk­ça var­lık­lı­dır. Kal­kın­ma He­ye­ti­ne çok zen­gin bir sofra ha­zır­la­tır. Ye­mek­ler afi­yet­le yen­dik­ten sonra, kal­kın­ma he­ye­ti­nin söz­cü­sü ağaya dö­ne­rek: “Ağa gör­dü­ğüm ka­da­rıy­la halin vak­tin ye­rin­de; zen­gin­sin. Allah daha çok ver­sin. Sen bu köye bir okul yap­tır; biz de öğ­ret­men gön­de­re­lim, Köyün ço­cuk­la­rı oku­sun; böy­le­ce bölge de kal­kın­sın, ge­liş­sin.” der. Ağa: “Beyim, ye­me­ği­ni­zi ye­di­niz; he­lal-i hoş olsun; ça­yı­nı­zı da için o da helal olsun; yal­nız size bir şey söy­le­ye­yim, beni lüt­fen iyi din­le­yin; ben bu köye okul falan yap­tır­mam, gön­de­re­ce­ği­niz öğ­ret­me­ni de ba­ca­ğın­dan vu­ru­rum.” der. Bunun üze­ri­ne kal­kın­ma he­ye­ti­nin söz­cü­sü: “Ağa, sen nasıl ko­nu­şu­yor­sun? Bu nasıl söz? Ken­di­ni suçlu du­ru­ma dü­şür­dü­ğü­nün far­kın­da mısın?” de­yin­ce, Ağa: “Açık­la­ya­yım paşam, ben okul yap­tı­rır­sam; siz öğ­ret­men gön­de­rir­se­niz, bu halk oku­yup bi­linç­le­nir­se, beni daha kim din­ler? İşte ben bunun için bu öne­ri­ni­ze kar­şı­yım. Bu halk oku­ma­yıp, cahil ka­lır­sa, benim ağa­lı­ğım ancak o zaman devam ede­bi­lir. Yoksa ben kendi aya­ğı­ma balta vur­muş olu­rum.” der.
Bu­ra­da da an­la­şı­lı­yor ki; Köy Ens­ti­tü­le­ri­ni ka­pa­tan zih­ni­yet işte budur. Kal­kın­mış ül­ke­le­ri bir göz­den ge­çi­rir­sek; hep­si­nin eği­tim sis­tem­le­rin­de, uy­gu­la­ma­lı öğ­re­nim var­dır. Ay­rı­ca yük­sek öğ­re­nim ku­rum­la­rı özgür or­tam­lar­dır. He­pi­mi­zin hem fikir ol­du­ğu ortak bir görüş var­dır ki, o da kal­kın­ma­nın ye­ga­ne yolu eği­tim­den geçer. Uma­rım ül­ke­miz Tür­ki­ye de bu ka­çı­nıl­maz ger­çe­ği bir an önce görür, anlar ve bu ko­nu­da kol­la­rı sı­va­ya­rak de­ği­şi­me baş­lar; o zaman he­pi­miz se­vi­ni­riz.
Kalın sağ­lı­cak­la saygı değer oku­yu­cu­la­rım; bir son­ra­ki köşe ya­zım­da bu­luş­mak ümi­diy­le.

Azmi Durmuş
Azmi Durmuşazmidurmus@hotmail.de