SON DAKİKA

Başkan Şenlikoğlu Ankara’da

Genel, GÜNDEM, SİYASET

Güce’de festival hazırlıkları başladı

İLÇE HABERLERİ, YEREL HABERLER

SİCİLYA’LI KÖLE İSTANBUL’DA

Bu haber 11 Şubat 2019 - 10:33 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Tarihi irdeleyip, sorgulayarak gün ışığına çıkarmayı ön plana alan önemli yazarları çok severim.

Bunlara örnek vermek gerekirse, nobel ödüllü ünlü yazarımız Orhan Pamuk derim. Gerçi Orhan Pamuk eserlerini ingilizce düşünür; fakat Türkçe yazmaya kalkışır. Onun içindir ki, kitaplarındaki anlatımları birçok okuyucu tarafından şiddetle eleştirilir.

Ülkemiz Türkiye’nin gururu diyebileceğimiz Orhan Pamuk’un birçok eserini keyifle, zevkle okudum ve içeriklerini çok beğendim. Okurlara da tavsiye ederim.

Bugünkü yazımda “Beyaz Kale” isimli, yarı otantik, yarı kurgu romanına değinmek istiyorum: On yedinci yüzyılda Türk korsanlarınca tutsak edilen bir Venedikli, İstanbul’a getirilir. Astronomiden, fizikten ve resimden anladığına inanan bu köle, aynı ilgileri paylaşan bir Türk tarafından satın alınır. Garip bir benzerlik vardır bu iki insan arasında. Köle sahibi, kölesinden, Venedik’i ve batı bilimini öğrenmek ister. Bu iki kişi, efendi ile köle, birbirlerini tanımak, anlamak ve anlatmak için Haliç’e bakan karanlık ve boş bir evde, aynı masanın iki ucuna oturur, konuşurlar. Hikayeleri ve serüvenleri, onları veba salgınının kol gezdiği İstanbul sokaklarına, Çocuk Sultan’ın düşsel bahçelerine ve hayvanlarına, inanılmaz bir silahın yapımına, “Ben neden benim?” sorusuna götürecektir. Hikayelerin günden geceye doğru ilerlemesiyle, gölgeler yavaş yavaş yer değiştirir.

Yukarıda sözü edilen köle sahibi Ali, ayni zamanda din hocası ve sarayla olan ilişkileri de oldukça iyi. Ali hoca kölesinden öğrendiği önemli bilgiler sayesinde Padişah’ın gözüne öylesine girer ki, nerdeyse sarayın vazgeçilmez bir elemanı haline gelir; hatta sarayın münetcimbaşı Padişah’ın bir sorusunu yanıtlayamadığı için idam edilince, Ali hoca Saray’daki münetcimbaşı görevini bile üstlenir.

Ancak Ali hocanın bu önemli bilgileri Sicilyalı kölesinden öğrendiği Padişah’ın gözünden kaçmaz. Bundan sonraki saray buluşmalarına Sicilyalıyı da birlikte davet eder; Padişah. Ali hoca ise bu sırrın açığa çıkmaması için özen göstermeye çalışsa da, gerçek ortaya çıkar.

Padişah’ın ilgisi bundan sonra Ali hocadan daha fazla onun kölesine kayar. Bunu fark eden Ali hoca kölesi ile yaptığı işbirliğini daha da yoğunlaştırır ve bir silah projesi hazırlayıp saraya birlikte sunarlar ve saraydan maddi ödenek talep ederler. İstenen ödenek kendilerine sağlanır.

Sonunda silah başarıyla yapılır ve denemeden de başarılı not aldığı için de, bundan sonraki seferde kullanım kararı çıkarılır. Bu başarıyı kıskanan bazı askeri paşalar bu silahın ve Sicilyalı kölenin saraya uğursuzluk getirdiği dedikodusunu yaymaya başlarlar. Bununla da kalmayıp, Sicilyalı kölenin idamını bile saraydan talep ederler.

Bunun üzerine Ali hoca kölesini kurtarma uğruna, bir gece sakalını keser; kölesinin kıyafetlerini giyerek onun yerine gizlice Sicilya’nın yolunu tutar; kölede kimseye çaktırmadan sarayda Ali hocanın çok önemli baş münetcimlik görevini üstlenir: nasıl olsa Ali hoca ile olan benzerlikleri öyle ki, tek yumurta ikizleri gibidir.

Bu yarı otantik, yarı kurgu içerikli “Beyaz Kale” isimli romanında, ünlü yazar Orhan Pamuk, sadece Osmanlı’daki Padişahlığın babadan oğula geçtiğini eleştirmiyor; aynı zamanda, batının Orta Çağ sonunda gerçekleştirdiği, Rönesans, Reform, Sanayi Devrimi, Aydınlanma Dönemi ve Eğitimdeki önemli gelişmeleri ciddiye alarak gerçekleştirme yoluna gidebilseydi; belki de 600 yıllık ömrü daha da uzun olabilirdi; Osmanlı’nın demek istiyor bence.

Kalın sağlıcakla sevgili okuyucularım. Gelecek köşe yazımda buluşmak dileğiyle. >>Azmi Durmuş