SON DAKİKA

ŞE­ZU­AN ŞEHRİNİN EN İYİ İNSANI

Bu haber 28 Ekim 2019 - 10:41 'de eklendi ve 148 views kez görüntülendi.

Alman ede­bi­yat ta­ri­hi­nin en ünlü ve çok ta­nın­mış ya­zar­la­rın­dan biri de Bert­hold Brecht’tir. Ünlü yazar daha zi­ya­de ti­yat­ro­la­rıy­la ta­nın­mış­tır. Bun­dan yıl­lar önce Ber­lin’de “Yir­min­ci Yüz­yıl­da Alman Ede­bi­ya­tı” isim­li ve iki yıl süren bir se­mi­ner­de, diğer Alman ya­zar­lar gibi Bert­hold Bredht’i de orada öğ­ren­me fır­sa­tı bul­muş­tum. Eser­le­rin­den pa­saj­lar oku­muş, dünya gö­rü­şü ve hayat fel­se­fe­si üze­ri­ne önem­li bil­gi­ler elde et­miş­tim.
Bert­hold Brecht yaz­dı­ğı ti­yat­ro par­ça­la­rı­nı sah­ne­ye koyar ve se­yir­ci­le­ri­ne sunar; ti­yat­ro iz­le­yi­ci­le­ri onun gü­ze­lim eser­le­ri­ni yal­nız sey­ret­mek­le kal­maz, aynı za­man­da da biz­zat ya­şar­lar. Yazar eser­le­ri­ni se­yir­ci­le­ri ile iç içe tar­tı­şır, ko­nu­şur; on­la­rın fi­kir­le­ri­ni sorar; varsa eleş­ti­ri­le­ri­ni dik­kat­le din­ler ka­tı­lım­cı­la­rın; bunun için­dir ki, se­yir­ci­ler ta­ra­fın­dan hem çok se­vi­lir hem de sa­yı­lır Bert­hold Brecht.
Bu ya­zı­mın baş­lı­ğın­da kul­lan­dı­ğım “Şe­zu­an Şeh­ri­nin En İyi İnsanı” Brecht’in çok ünlü ti­yat­ro eser­le­rin­den bi­ri­dir. Bu ti­yat­ro par­ça­sı­nı ilk oku­du­ğum zaman beni çok et­ki­le­miş­ti.
Olay Çin’de ge­çi­yor; Şe­zu­an Çin’in en fakir ve çok yok­sul şe­hir­le­rin­den bi­ri­dir; öyle ki, şehir halkı bir mi­sa­fi­ri bile ağır­la­ya­ma­ya­cak kadar yok­sul­dur. Yer yü­zü­ne inen insan kı­lı­ğın­da­ki üç Tanrı şe­hir­de in­ce­le­me­ler ya­par­lar; bir yan­dan da o şeh­rin en iyi in­sa­nı­nı ara­yıp bul­mak is­ter­ler. Ne var ki, şe­hir­de ya­şa­yan in­san­lar çok fakir ol­duk­la­rı için, bı­ra­kın mi­sa­fir kabul et­me­yi, adeta bütün in­san­lar­dan köşe bucak ka­çar­lar; insan kı­lı­ğın­da­ki Tan­rı­lar kime mi­sa­fir olmak ister, hangi ka­pı­yı ça­lar­lar­sa ka­pı­la­rı hiç kim­se­nin aç­ma­dı­ğı­nı gö­rür­ler. Akşam ka­ran­lı­ğı iyice bas­tı­ğın­da. “Dı­şar­da kal­dık; yan­dık” der­ken so­nun­da bir ka­dı­na rast ge­lir­ler Tan­rı­lar. Hanım on­la­rın Tanrı ol­duk­la­rı­nı bil­me­den, güler yüzle kar­şı­lar on­la­rı. Tan­rı­lar: “Bayan, bu şeh­rin in­san­la­rı niçin hep biz­den ka­çı­yor, bizi niçin Tanrı mi­sa­fi­ri yap­mı­yor­lar?” diye so­rar­lar. Bayan: “Bunun asıl ne­de­ni; fa­kir­lik ve yok­sul­luk­tur gözü kör olsun fa­kir­li­ğin.” der. “Benim mi­sa­fi­rim ola­bi­lir­si­niz; ba­şı­mın üs­tün­de ya­ri­niz var.” der ve Tan­rı­la­rı evine gö­tü­rür; on­la­ra yemek ha­zır­lar evini ta­nı­tır ya­tak­la­rı­nı ha­zır­lar. Sonra da ken­di­si­nin ge­ce­le­ri ça­lış­tı­ğı­nı ve on­la­rı üzü­le­rek yal­nız bı­rak­mak zo­run­da ol­du­ğu­nu dile ge­ti­rir. Tan­rı­lar: “Ne iş ya­pı­yor­sun? Niçin gece ça­lı­şı­yor­sun” gibi so­ru­lar so­run­ca; Hanım: “Ben hayat ka­dı­nı­yım; onun için de gece ça­lış­mak zo­run­da­yım ama merak et­me­yin; sabah olun­ca ge­le­ce­ğim kendi evi­niz gibi rahat his­se­din ken­di­ni­zi” der, sonra da çıkar gider. Bunun üze­ri­ne üç Tanrı kendi ara­la­rın­da bir durum de­ğer­len­dir­me­si ya­par­lar ve oy bir­li­ği ile o ha­nı­mı Şe­zu­an şeh­ri­nin en iyi in­sa­nı se­çer­ler. Bunun so­nun­da da dün­ya­da bir­çok ül­ke­de ya­şa­yan ka­dın­la­rın fa­kir­lik­ten ahlak çö­kün­tü­sü­ne girip, fuhuş ba­ta­ğı­nın içine sap­lan­dık­la­rı dile ge­ti­ri­lir bu eser­de.
Şöyle za­ma­nı­mı­zın bir­çok ül­ke­si­ne göz gez­dir­di­ği­miz­de durum hala fark­lı sa­yıl­maz; fa­kir­lik­ten ötürü hala bir­çok ka­dı­nın fuhuş ba­ta­ğı­na sap­lan­dı­ğı­nı gö­rü­rüz; yani bu durum dün­ya­nın hala ka­na­yan bir ya­ra­sı­dır ve aci­len de çö­zül­me­si ge­re­kir diye dü­şü­nü­yo­rum. Ga­ze­te ve mec­mu­alar­da oku­du­ğum ka­da­rıy­la “Sex Tu­riz­mi” adı al­tın­da bir­çok ülke bu yolla ül­ke­le­ri­ne tu­rist çek­mek is­ti­yor; bence bu da bir ahlak çö­kün­tü­sü­dür.
Yer yü­zün­de fa­kir­li­ğin, yok­sul­lu­ğun or­ta­dan kal­dı­rıl­ma­sı için, in­san­la­ra balık verme ye­ri­ne, balık tu­tul­ma­sı­nın öğ­re­til­me­si ge­re­kir diye dü­şü­nü­yo­rum. Av­ru­pa başta olmak üzere zen­gin ve ge­liş­miş en­düst­ri ül­ke­le­ri Af­ri­ka, Asya, Güney Ame­ri­ka gibi fakir ül­ke­le­re “En­t­wick­lungs­hil­fe” Ge­liş­tir­me yar­dı­mı ya­pan­lar, hü­ma­nist dok­tor­lar, sağ­lık­çı­lar, mü­hen­dis­ler, öğ­ret­men­ler vs. yu­kar­da be­lirt­ti­ğim kıta ve ül­ke­le­rin fakir in­san­la­rı­na yar­dı­mı su­nar­ken, ken­di­le­ri­ne madde yar­dı­mı ye­ri­ne, bu­lun­duk­la­rı du­rum­dan ken­di­le­ri­ni nasıl kur­ta­ra­bi­le­cek­le­ri öğ­re­til­me­li bence. Yoksa ta­şı­ma su ile de­ğir­men dön­mez. Mad­de­sel yar­dım­lar gelip ge­çi­ci­dir; ama fab­ri­ka kurma, maden çı­kar­ma, üret­me gibi ken­di­le­ri­ne ken­di­le­ri­nin yar­dım ede­bil­me­si öğ­re­til­me­li. Yoksa diğer bütün uğ­ra­şı­lar bo­şu­na olur.
Kalın sağ­lı­cak­la saygı değer oku­yu­cu­la­rım; bir son­ra­ki köşe ya­zım­da bu­luş­mak ümi­diy­le.

Azmi Durmuş
Azmi Durmuşazmidurmus@hotmail.de