SON DAKİKA

KÖTÜ KADER YOL­DAŞ­LI­ĞI

Bu haber 14 Eylül 2020 - 10:40 'de eklendi ve 304 views kez görüntülendi.

Dün­ya­ca ünlü ya­pıt­la­rı­nı oku­ma­mış bile ol­sa­nız, ço­ğu­nuz Sa­ba­hat­tin Ali’ is­mi­ni duy­muş­su­nuz­dur şüp­he­siz. Türk Ede­bi­yat ta­ri­hi­mi­ze çok önem­li renk katan, öğ­ret­men, yazar ve şa­iri­miz­dir ken­di­si. Rosa Lü­xem­burg ise Alman ta­ri­hi ve si­ya­se­ti­ne çok büyük hiz­met­le­ri olan ve si­lin­mez izler bı­ra­kan ol­duk­ça ünlü bir ha­nı­me­fen­di­dir. Bu iki çok ünlü ve renk­li ki­şi­lik po­li­tik dünya gö­rüş­le­ri yü­zün­den dev­let eliy­le kat­le­dil­miş­ler­dir; bi­ri­nin ce­se­di or­ma­na, di­ğe­ri­nin­ki ise ka­na­la atıl­mış­tır. Bunun için de on­la­rı “Kötü Kader Yol­da­şı” ola­rak ta­nım­la­dım ve iz­ni­niz­le bu günkü ya­zı­mı onlar üze­ri­ne yaz­mak is­te­dim. Ya­hu­di bir aile­nin kızı olan Rosa Lü­xem­burg 5 Mart 1871 ta­ri­hin­de Po­lon­ya’da doğdu. Genç ya­şın­da sos­ya­lizm­le ta­nış­tı ve dö­ne­min sol gö­rüş­lü grup­la­rı ara­sın­da yer aldı. 18 ya­şın­da da po­li­tik gö­rü­şü ne­de­niy­le İsviç­re’ye kaç­mak zo­run­da kaldı.
1889 yı­lın­da Zürih Üni­ver­si­te­si’ne girdi; bu­ra­da fel­se­fe. Tarih, po­li­ti­ka, eko­no­mi ile ma­te­ma­tik alan­la­rın­da tah­sil gördü.1890 se­ne­sin­de de par­le­men­to­ya girdi. Sonra Ber­lin’e ta­şın­dı; bu dö­nem­de Al­man­ya Sos­yal De­mok­rat Par­ti­si’ne ka­tı­la­rak si­ya­si ça­lış­ma­la­rı­nı sür­dür­dü.1904-1906 yıl­la­rı ara­sın­da da hapis ha­ya­tı ya­şa­yan Rosa, tah­si­li­nin ar­dın­dan bağlı bu­lun­du­ğu par­ti­nin okul­la­rın­da si­ya­set ders­le­ri verdi. Rosa Lu­xem­burg, po­li­tik dünya gö­rü­şü yü­zün­den 15 Ocak 1919 ta­ri­hin­de darp edi­le­rek öl­dü­rül­dü. Ce­se­di Lan­d­wer Ka­na­lı’na atıl­dı ve ancak aylar sonra bu­lu­na­bil­di. Ge­le­lim bizim Sa­ba­hat­tin Ali’mize; S. Ali 25 Şubat 1907 yı­lın­da Gü­mül­ci­ne’de doğdu; 2 Nisan 1948 yı­lın­da Kırk­la­re­li çev­re­sin­de po­li­tik dünya gö­rü­şü ne­de­niy­le, ba­şı­na odun vu­ru­la­rak öl­dü­rül­dü. İstan­bul İlköğ­ret­men Okulu’nu bi­ti­ren S. Ali, Yoz­gat’ta bir yıl öğ­ret­men­lik yap­tık­tan sonra, 1928 yı­lın­da Milli Eği­tim Ba­kan­lı­ğı’nca Al­man­ya’ya gön­de­ril­di; Ber­lin’de iki yıl Al­man­ca öğ­ren­dik­ten sonra,1930’da dön­dük­ten sonra, Aydın ve An­ka­ra or­ta­okul­la­rın­da Al­man­ca öğ­ret­men­li­ği, Milli Eği­tim Ba­kan­lı­ğı Yayın Mü­dür­lü­ğü’nde me­mur­luk ve Dev­let Kon­ser­va­tu­va­rı’nda dra­ma­turg­luk yaptı.1945’te Ba­kan­lık em­ri­ne alın­dı. İstan­bul’da Mar­ko­pa­şa adlı mizah ga­ze­te­si­ni çı­kar­dı.1948’de bir ya­zı­sı yü­zün­den tu­tuk­lan­dı üç ay kadar hapis yattı. Sü­rek­li iz­len­di­ği için yurt dı­şı­na kaç­mak is­te­di ancak Kırk­la­re­li do­lay­la­rın­da öl­dü­rül­dü. S. Ali’nin bütün eser­le­ri­ni ke­yif­le oku­dum; olay Ber­lin’de geç­ti­ği için de “Kürk Man­to­lu Ma­don­na”yı, ikin­ci kez oku­dum. Roma’nın baş­ro­lün­de­ki Raif Efen­di, ba­ba­sı­nın sabun fab­ri­ka­sın­da ve­ri­mi ar­tır­mak için 2 yıl­lı­ğı­na Ber­lin’e gön­de­ri­lir orada bir yan­dan Al­man­ca öğ­re­nir­ken, sabun fab­ri­ka­sın­da­ki üre­tim­de not­lar alır bu ara Ber­lin Müze, Resim Ga­le­ri­le­ri­ni de zi­ya­ret­ten geri kal­maz. Al­man­ca ismi “Na­ti­onal Ga­le­ri” olan resim ser­gi­sin­de “Kürk Man­to­lu Ma­don­na” tab­lo­su­na aşık olur her gün tab­lo­nun önün­de sa­at­ler­ce di­ki­lir­ken tab­lo­nun 26 ya­şın­da res­sa­mı güzel Maria Puder’e rast­lar. Maria kendi tab­lo­su­nu yap­mış­tır güzel res­sam, Ya­hu­di bir baba ve Alman an­ne­nin kı­zı­dır. Maria’nın res­sam­lı­ğı ya­nın­da mü­zis­yen­li­ği de var­dır. At­lan­tik Ga­zi­no­su’nda keman çalıp, şarkı söy­ler­ken, Raif Efen­di’yle tek­rar kar­şı­la­şır Raif Efen­di’yi Ga­le­ri’den ta­nı­yan Maria onun büyük aş­kı­na kar­şı­lık ve­rin­ce, iki sev­gi­li­nin büyük aşkı baş­lar. Bir ara za­tül­cenp has­ta­lı­ğı­na ya­ka­la­nan Maria’nın ya­nın­dan hiç ay­rıl­maz, Maria iyi­le­şir. O sıra Raif Efen­di Tür­ki­ye’den al­dı­ğı telg­raf­la yı­kı­lır çünkü ba­ba­sı öl­müş­tür ve acele Tür­ki­ye’ye dön­me­si ge­re­kir; ay­rı­lır­ken de Maria’yı Tür­ki­ye’ye ça­ğı­ra­ca­ğı­na söz verir. Uzun uzun aşk mek­tup­la­rı ya­zar­lar bir­bir­le­ri­ne. Bir­den Maria’dan artık mek­tup gel­mez olur; Raif Efen­di bunun ne­de­ni­ni bir türlü an­la­ya­maz. Ara­dan yak­la­şık 10 yıl geç­miş­tir; ni­ha­yet ya­nın­da 8-10 yaş­la­rın­da bir kız ço­cu­ğu ile Ber­lin’de pan­si­yon­dan ta­nı­dı­ğı yaşlı bir kadın olan, Maria’nın ak­ra­ba­sı­na rast­lar; An­ka­ra’da on­la­rın tren­le­ri­nin ha­re­ke­ti­ne bir­kaç saat ancak kal­mış­tır aya­küs­tü ko­nuş­ma­la­rın­da, Maria’nın öl­dü­ğü küçük kızın ise kendi kızı ol­du­ğu ha­be­ri­ni öğ­re­nin­ce, bir kez daha yı­kı­lır Raif Efen­di. Bey­nin­den vu­rul­mu­şa dön­müş­tür. Kı­zı­na bile sa­rı­la­ma­dan tren kal­kar. Roman böy­le­ce biter. Bana ka­lır­sa bu roman ya­şan­mış otan­tik bir olay­dır zira bu kadar güzel bir hayal ürünü ke­sin­lik­le ola­maz. S. Ali’nin bir sö­zü­nü anım­sı­yo­rum: “Ka­dı­nın yaş­lı­sı genci, gü­ze­li çir­ki­ni hep ay­nı­dır, yal­nız ko­ku­la­rı fark­lı­dır.” Bu söze ba­kı­lır­sa; üstat S. Ali, Ber­lin’de belli ki çok kadın kok­la­mış. Ne var ki; böyle de olsa ka­de­ri hiç de­ğiş­me­miş Rosa Lü­xem­burg ile “Kötü Kader Yol­daş­lı­ğı”ndan bir türlü kur­tu­la­ma­mış­tır. Sağ­lı­cak­la kalın.

Azmi Durmuş
Azmi Durmuşazmidurmus@hotmail.de