SON DAKİKA

JAN DARK KİMDİR?

Bu haber 25 Kasım 2019 - 10:41 'de eklendi ve 323 views kez görüntülendi.

Fran­sız­ca ya­zı­lı­şı; “Je­an­ne d’ Arc” olan, Türk­çe Jan Dark de­di­ği­miz ki­şi­dir şüp­he­siz ço­ğu­muz ta­ra­fın­dan ismi du­yul­muş, fakat ger­çek­te kim ol­du­ğu üze­ri­ne bilgi sa­hi­bi olan ol­duk­ça az kişi var­dır. Jan Dark, Fran­sız­lar­la İngi­liz’ler ara­sın­da ya­pı­lan Yüz­yıl Sa­vaş­la­rı bo­yun­ca, İngil­te­re’ye karşı dur­ma­dan Fran­sa’ya yar­dım eden ve daha son­ra­dan Fran­sa’nın dört bir ya­nın­da nam sal­mış bir Fran­sız Ka­to­lik Ba­ki­re azi­ze­si­dir. Daha 12 ya­şın­day­ken St. Cat­he­ri­ne, St. Mar­ge­aret ve St. Mic­he­al’in ruh­la­rıy­la ön sezi ile ile­ti­şi­me geç­me­ye baş­la­dı­ğı söy­le­nir. Sa­vaş­lar­da Fran­sız Or­du­su­na ka­tıl­mış ve İngi­liz­le­re karşı da­hi­ce sa­vaş­mış­tır. Daha sonra onu esir alan İngi­liz­ler onun erkek giy­si­le­riy­le sa­va­şan ve ga­ip­ten ses­ler duyan bir kafir ve Cadı ol­du­ğu­nu öne sü­re­rek Jan Dark’ı henüz 19 ya­şın­day­ken ya­ka­rak öl­dür­me ka­ra­rı al­mış­lar­dır. Ölü­mün­den beş yüz­yıl sonra, Fran­sa’da kut­sal azize ilan edil­miş­tir. Öl­me­den önce ve öl­dük­ten sonra adını ko­ru­mak için gö­mül­müş tüm mah­ke­me ka­yıt­la­rı bugün Fran­sa Milli Kü­tüp­ha­ne­sin­de sak­lan­mak­ta­dır. Ya­şa­dı­ğı ta­rih­te­ki diğer ki­şi­ler ile kı­yas­lan­dı­ğın­da, hak­kın­da en çok şey bi­li­nen ki­şi­ler­den bi­ri­dir. Jan Dark bugün Fran­sa’nın en önem­li azi­ze­le­rin­den ve kut­sal iko­na­la­rın­dan­dır ve büyük öl­çü­de ef­sa­ne­leş­miş­tir. Fran­sız Ki­li­se­le­ri de Jan Dark’ı “Kut­sal Kadın” ola­rak kabul etmiş ve kut­sa­yıp hey­ke­li­ni yap­mış­lar; Fran­sa halkı onu hala büyük savaş kah­ra­ma­nı ola­rak kabul edi­yor ve kut­su­yor. Jan Dark’ın yaşam öy­kü­sü­ne ben­ze­yen ve ta­rih­te adına “Cadı Avı, Cadı Yakma” diye bah­se­di­len başka an­la­tım­lar da var: Al­man­lar bunu:
“Hexen jagen, Hexen bren­nen” diye ad­lan­dır­dık­la­rı; (Cadı Avı, Cadı Yakma) olayı ta­ri­he kara bir leke ola­rak geç­miş­tir. Cadı ol­du­ğu­na ina­nı­lan ka­dın­la­rın ya­ka­lan­ma­sı, yar­gı­la­na­rak veya yar­gı­lan­ma­dan ce­za­lan­dı­rıl­ma­sı ola­yı­dır. Ta­rih­te Cadı av­la­rı ge­nel­lik­le ca­dı­la­rın ya­kı­la­rak veya linç edi­le­rek öl­dü­rül­me­si ile so­nuç­la­nı­yor­du. Gü­nü­müz­de “Cadı Avı” kav­ra­mı daha çok “fi­kir­le­ri top­lu­ma teh­dit ola­rak gö­rü­len kim­se­le­re karşı dü­zen­le­nen kam­pan­ya” an­la­mın­da “me­ta­for” ola­rak, kul­la­nıl­mak­ta­dır. Es­ki­den kızıl saçlı ka­dın­lar cadı ola­rak ni­te­len­di­ri­lir; ya­ka­la­na­rak ya­kı­lır­dı. Ay­rı­ca, çok zeki ka­dın­lar bazı has­ta­lık­la­rı te­da­vi amaç­lı bul­duk­la­rı bit­ki­sel ilaç­lar sa­ye­sin­de has­ta­la­rı te­da­vi et­tik­le­ri için, has­ta­la­rın iyi ol­du­ğu­nu gö­ren­ler, on­la­rın ca­dı­lık so­nu­cu te­da­vi edil­di­ği­ni sa­na­rak, cadı diye zeki ka­dın­la­rı ya­ka­la­yıp ya­kar­lar­dı. Bunun dı­şın­da, Me­te­or ta­şı­nın düş­me­si, dep­rem, ya­nar­dağ, sel, fır­tı­na, yıl­dı­rım düş­me­si, ku­rak­lık gibi doğa olay­la­rı­na da Ca­dı­la­rın sebep ol­du­ğu ge­rek­çe­siy­le, Ca­dı­lar ya­ka­la­nır, ve mey­dan­lar­da hal­kın gözü önün­de acı­ma­sız­ca ya­kı­lır­dı; zira za­ma­nı­mız­da da ol­du­ğu gibi, eski top­lum­lar­da hep bir günah ke­çi­si ara­nır; bi­ri­le­ri suçlu bu­lu­nup, ce­za­lan­dı­rı­lır­dı.
Ço­cuk­luk yıl­la­rın­dan anım­sa­dı­ğım ka­da­rıy­la, yeni doğum yapan ka­dın­la­rın ya­nı­na hep bir bekçi ko­yu­lur­du; ge­rek­çe­si de Cadı gelir yeni doğum yapan an­ne­yi boğar der­ler­di. Hatta yeni doğum yapan ka­dın­lar­dan ba­zı­la­rı, Cadı gör­dü­ğü­nü iddia et­tik­le­ri bile ol­muş­tu. Bana so­rar­sa­nız; ben bun­la­rın ta­ma­men kurgu ol­du­ğu­na ina­nı­yo­rum. Yal­nız se­vin­di­ri­ci bir durum: bil­di­ğim ka­da­rıy­la bizde Cadı Avı ya da Cadı Yakma gibi bir il­kel­lik yok. Av­ru­pa­lı­lar ken­di­le­ri­ni hep De­mok­ra­si­nin ya­ra­tı­cı­la­rı, ön­cü­le­ri ve uy­gu­la­yı­cı­la­rı ola­rak gö­rür­ler. Hü­ma­nist ol­duk­la­rı­nı iddia eder­ler; insan hak­la­rın­dan ko­nu­şur­ken, “Man­gal­da kül bı­rak­maz­lar” ama yu­kar­da açık­la­dı­ğım “Cadı Avı, Cadı Yakma” Av­ru­pa­lı­la­rın ta­ri­hin­de var ve bunu yap­tık­la­rı için de hiç piş­man de­ğil­ler. Yani onlar
“Süt­ten çık­mış ak kaşık” de­ğil­ler ve hiç de öyle ol­ma­mış­lar. Bunu za­ma­nı­mız­da dün­ya­ya olan bakış açı­la­rın­dan ve uy­gu­la­ma­la­rın­dan da açık­ça an­lı­yo­ruz. Av­ru­pa­lı bazı dost­la­rım­la bu ko­nu­lar üze­rin­de tar­tı­şır­ken; bunu doğru bul­ma­yan­lar el­bet­te az değil, iyi ki onlar var; yoksa yaşam hep­ten çe­kil­mez olur­du. Dü­şün­se­ni­ze, geç­mi­şi ile övü­nen diğer bazı ül­ke­ler gibi, en iyi­si­ni biz ya­pa­rız; de­se­ler­di, bence yaşam kor­kunç ve an­lam­sız olur­du; en azın­dan iyi­ler­le kö­tü­ler bir­bi­ri­ni den­ge­li­yor.
Kalın sağ­lı­cak­la saygı değer oku­yu­cu­la­rım; diğer bir köşe ya­zım­da bu­luş­mak ümi­diy­le.

Azmi Durmuş
Azmi Durmuşazmidurmus@hotmail.de