SON DAKİKA

GİRESUN ÖĞ­RET­MEN EVİ

Bu haber 17 Şubat 2020 - 10:18 'de eklendi ve 347 views kez görüntülendi.

İyi ki Gi­re­sun’un çok güzel resim gibi ve yeri kolay kolay dol­du­ru­la­ma­ya­cak bir “Öğ­ret­men Evi” var. Başta Emek­li Öğ­ret­men­ler olmak üzere, tüm Gi­re­sun­lu öğ­ret­men­le­rin se­vi­ne­rek bu­luş­tuk­la­rı, mutlu ol­duk­la­rı ve ken­di­le­ri­ni evde gibi his­set­tik­le­ri çok önem­li bir bu­luş­ma mer­ke­zi “Öğ­ret­men Evi”. Bir başka de­yiş­le; “Gi­re­sun Öğ­ret­men Evi” bir Re­ha­bi­li­tas­yon Mer­ke­zi; benim için. Yak­la­şık her sa­ba­hın 11.00’inden, ak­şa­mın 19.00’una kadar çok önem­li bir sos­yal görev üst­len­miş; “Gi­re­sun Öğ­ret­men Evi”. Bu çok önem­li bu­luş­ma mer­ke­zi­nin er­ken­ci­le­ri ve geç ka­lan­la­rı var. Er­ken­ci­le­rin oluş­tur­du­ğu köşe ma­sa­lar çok hoş soh­bet­le­re sahne olu­yor. Her er­ken­ci­nin gözü, Öğ­ret­men Evi’nin giriş ka­pı­sın­da; zira her­ke­sin daha iyi an­laş­tı­ğı ki­şi­ler var. Dört ki­şi­lik takım ta­mam­la­nın­ca okey ma­sa­la­rı bir­bi­ri ar­dı­na ku­ru­lur bu güzel me­kan­da. Bir yan­dan okey taş­la­rı­nın çı­tır­da­yan sesi et­ra­fı yan­kı­lan­dı­rır­ken öbür yan­dan da soh­bet­le­rin key­fi­ne doyum olmaz. Genel ola­rak ka­fa­la­rı bir­bi­ri­ne uyum sağ­la­yan ki­şi­ler­den olu­şur grup­lar. Her­kes sa­bır­la kafa den­gi­ni bek­ler; bazen de cep te­le­fon­la­rı dev­re­ye girer: “Nerde kal­dın; dos­tum; gö­zü­müz yolda kaldı.” gibi ya da: “ Ka­re­nin ta­ma­lan­ma­sı­na yal­nız bir kişi kaldı; o da sen­sin.” Ne zaman ta­til­ci ola­rak Gi­re­sun’a gel­sem, ilk uğ­ra­dı­ğım yer Öğ­ret­men Evi’dir. Orada ge­çir­di­ğim güzel za­ma­nı hiç far­ke­de­mem. Zaman adeta kuş gibi uçup gider. Benim de için­de bu­lun­du­ğum ve bir­lik­te­lik­ten çok mutlu ol­du­ğum de­ğer­li dost­la­rım var; hatta: “Kalbi Te­miz­ler Grubu” bir araya gelir gel­mez, 52 ka­ğı­dı, “Yan Bir” için, ma­sa­ya çok­tan kon­muş­tur bile. Hoş soh­bet işte böyle baş­lar. Tabii bir de okey gru­bum var: o grup da “Gur­bet­çi”nin yeri her zaman hazır; bazen sor­ma­ya bile gerek kal­ma­dan, çok­tan okey taş­la­rı di­zil­me­ye baş­la­mış­tır bile. Gi­re­sun Öğ­ret­men Evi bazı çok önem­li şah­si­yet­le­ri­ni kay­bet­ti; Bun­la­rın ba­şın­da, Ali Gö­re­ci ge­li­yor­du; o her­ke­sin sev­gi­li “Pamuk De­de­si” idi; bir insan ancak bu kadar se­vi­le­bi­lir­di. Kor­kunç bir tra­fik ka­za­sın­da kay­bet­ti “Öğ­ret­men Evi” “Pamuk De­de­si­ni”, hatta Gi­re­sun’un bir yö­re­sel ga­ze­te­sin­de: “Pamuk Dede’ye Av­ru­pa’dan Mek­tup” baş­lık­lı bir de ma­ka­le yaz­mış­tım; Ali Gö­re­ci’yi ve beni ta­nı­yan tüm öğ­ret­men ar­ka­daş­lar o ga­ze­te­yi ar­şiv­le­rin­de hala sak­lı­yor­lar. Bir de Avni Bay­rak vardı; Emek­li Ede­bi­yat­çı, okey oy­nar­ken tür­kü­ler söy­ler ve her­ke­si ne­şe­len­di­rir­di. Onu da feci bir kaza so­nu­cu kay­bet­tik. Mer­hum Avni Bay­rak, “Bay­rak Dal­ga­la­na­cak” isim­li bir de bi­yog­ra­fi­si­ni yaz­mış­tı. İmza­la­ya­rak bana tak­tim et­ti­ği ki­ta­bı­nın 4. say­fa­sı­na aynen şöyle yaz­mış­tı: “De­ğer­li gur­bet­çi, Okur- Yazar” dos­tum; Azmi Dur­muş’a en içten sevgi, Saygı ve mut­lu­luk di­lek­le­rim­le.
31.5.2018 Avni Bay­rak- imza ola­rak not geç­miş­ti. Me­ka­nı cen­net, ışığı bol olsun. Avni Bay­rak Öğ­ret­men­lik yıl­la­rın­da kar­şı­laş­tı­ğı, so­ruş­tur­ma, po­li­tik ko­vuş­tur­ma­lar, sor­gu­la­ma, mah­ke­me­ler, sür­gün­ler, açığa alın­ma­lar gibi ko­nu­la­rı dile ge­tir­miş bu ki­ta­bın­da. Hatta açığa alın­dı­ğı yıl­lar­da, Gi­re­sun’da bir de iç­ki­li lo­kan­ta açmış ve bu lo­kan­ta­sı­na ele­man atama ye­ri­ne hiç­bir kar­şı­lık bek­le­me­den ken­di­si­ni seven öğ­ret­men ar­ka­daş­la­rı ve dost­la­rı gar­son ola­rak ona yar­dım­da bu­lun­muş­lar­dı. Bu durum, çok önem­li bir da­ya­nış­ma ör­ne­ği­nin ta ken­di­si­dir. Mer­hum Avni Bay­rak’ın ki­ta­bın­da, başka bir bölüm daha var ki; işte o bölüm tüy­le­ri­mi ür­pert­ti der­sem, hiç abart­mış olmam. “Bir Seher Vardı” baş­lık­lı bir sayfa var ki; işte o sayfa beni ben­den aldı ve ta en ücra kö­şe­le­re, gö­tür­dü ve hatta ce­hen­nem ate­şi­ne attı. Sinop’ta po­li­tik olay­la­ra ka­rı­şan bir­kaç öğ­ren­ci­den bi­ri­si de “Seher Yal­çın­ka­ya” okul ida­re­si ta­ra­fın­dan di­sip­lin ku­ru­lu­na ve­ril­miş; sonra da di­sip­lin ce­za­sı “Seher”in ba­ba­sı­na ak­set­ti­ril­miş. Cahil baba kızı “Seher”i sınıf ar­ka­daş­la­rı­nın gözü önün­de pa­tak­la­yın­ca, bunu, onur me­se­le­si yapan “Seher” Sinop Öğ­ret­men Oku­lu­nun ar­ka­sın­da­ki yal­çın ka­ya­lık­ta in­ti­har ede­rek, daha 18 ya­şın­day­ken ya­şa­mı­na kıy­mış.
“Seher”i cahil ve gör­gü­süz ba­ba­nın da­yak­çı el­le­ri­ne tes­lim eden so­rum­suz eği­tim­ci­ye so­ruş­tur­ma bile açıl­ma­mış. Olan daha ha­ya­tı­nın ilk­ba­ha­rın­da­ki “Seher Yal­çın­ka­ya”ya olmuş. Avni Bey’in ki­ta­bın­dan alın­tı: “Sinop ka­ya­lık­la­rı ün­lü­dür; siv­ri­dir ka­ya­lar. Dal­ga­lar gelir, vurur olan­ca gü­cüy­le. Seher’ciğin ölüsü ka­ya­la­rın di­bin­de mi bu­lun­du; yoksa Ka­ra­de­niz mi aldı koy­nu­na? Ofel­ya gibi, dal­ga­lar­da saç­la­rı uçuş­muş­tur belki de bir süre.” Bence so­rum­suz eği­tim­ci­ler sor­gu­lan­ma­lı. Kalın sağ­lı­cak­la…