SON DAKİKA

FABRİKA MI CAMİ Mİ?

Bu haber 03 Şubat 2020 - 10:29 'de eklendi ve 869 views kez görüntülendi.

Bun­dan yak­la­şık bir ay kadar önce, Alman Dev­let te­le­viz­yo­nu ARD hiç aslı as­ta­rı ol­ma­yan bir ko­nu­yu gün­de­mi­ne almış ve çok büyük bir küs­tah­lık ya­pa­rak Cum­hu­ri­yet’in ilk yıl­la­rın­da Tür­ki­ye güya, Ana­do­lu’daki is­yan­cı­la­rı ze­hir­le­mek için Al­man­ya’dan ze­hir­li gaz is­te­miş. Bu iddia ile il­gi­li en ufak bir belge ve kanıt yok. Üyesi bu­lun­du­ğum “Ata­türk­çü Dü­şün­ce Der­ne­ği” ola­rak, Al­man­ya Dev­let te­le­viz­yo­nu ARD’nin ka­pı­sı önün­de bir pro­tes­to ey­le­mi ger­çek­leş­tir­dik. Bu­nun­la
ARD’yi özür di­le­me­ye zor­la­dık. Biz de­mok­ra­tik dü­şün­ce öz­gür­lü­ğü­mü­zü kul­la­nır­ken Alman po­li­si özen­le bizi ko­ru­yor­du. Bu pro­tes­to ey­le­mi sı­ra­sın­da, Hik­met isim­li eski bir dos­tu­ma rast­la­dım; bir­bi­ri­mi­ze sa­rıl­dık, iyi olup ol­ma­dı­ğı­mı­zı sor­duk. Hik­met’e Os­man­lı-Prus­ya dost­lu­ğu­nu ve Al­man­ya’nın Dres­ten ken­tin­de­ki ca­mi­ye ben­ze­yen, ba­ca­la­rı da cami mi­na­re­si­ni an­dı­ran si­ga­ra fab­ri­ka­sı­nı an­lat­mı­şım. Bunun üze­ri­ne, Hik­met dos­tum Dres­ten şeh­ri­ne gi­de­rek, o ta­ri­hi fab­ri­ka­yı zi­ya­ret etmiş ve bu zi­ya­re­ti­ni se­vinç­le, övüne övüne an­lat­tı. Çok mutlu oldum. Şimdi ge­le­lim bu ünlü hi­ka­ye­nin as­lı­na; 19. ve 20. yy. Ba­şın­da ge­li­şen il­kiş­ki­ler ile Türk-Al­man dost­lu­ğu ha­ya­tın her saf­ha­sın­da ken­di­ni gös­ter­di. Si­ga­ra­nın nasıl Av­ru­pa­lı­la­ra gel­di­ği­ni ta­ri­hi kay­nak­lar pek be­lirt­mi­yor. Si­ga­ra Türk ve Alman halkı ara­sın­da adeta kül­tür dev­ri­mi ger­çek­leş­tir­di­ği­ni söy­ler­sem şa­şır­ma­yın.
19. YY’da doruk nok­ta­sı­na çıkan Türk-Al­man dost­lu­ğu­nun sa­de­ce as­ke­ri alan­da değil; eko­no­mik, sos­yal ve kül­tü­rel sa­ha­lar­da da ken­di­ni gös­ter­me­ye baş­la­dı. Prus­ya sa­ra­yın­da da Os­man­lı Dev­le­ti’ne karşı çok saygı gös­te­ri­li­yor­du. Os­man­lı da bunun kar­şı­lı­ğı­nı faz­la­sı ile hem maddi, hem de ma­ne­vi ola­rak ödü­yor­du. Ti­ca­ri iliş­ki­ler ge­li­şir­ken el­bet­te ka­li­te­li Bal­kan tü­tün­le­ri de Alman ya­tı­rım­cı­nın gö­zün­den kaç­ma­dı. Ber­lin Sa­ra­yı Os­man­lı Sul­ta­nı’na gö­tür­dü­ğü tek­lif­le, bu tü­tün­le­rin Alman tek­ni­ği ile iş­le­yip Av­ru­pa’nın diğer ül­ke­le­ri­ne sa­tıl­ma­sı­nı öner­di. Mit­hat Paşa’nın Tuna Va­li­li­ği sı­ra­sın­da, eko­no­mik iliş­ki­ler­de her iki dev­let­te de önem­li teş­vik­ler vardı. Bu arada son dönem Os­man­lı Pa­di­şah­la­rı­nın Fran­sa’ya olan il­gi­le­ri, Na­pol­yon’un Mısır’a sal­dır­ma­sı ile ta­ma­men Alman ta­ra­fı­na dön­me­ye baş­la­mış­tı. Alman İmpa­ra­tor’u II. Wil­helm Os­man­lı Sa­ra­yı ile sıkı iliş­ki­le­ri­ni hem as­ke­ri, hem de eko­no­mik ola­rak ge­liş­tir­dik­ten sonra Dres­ten’de bir si­ga­ra fab­ri­ka­sı aç­ma­ya karar ver­di­ğin­de geniş pro­tes­to­lar­la kar­şı­laş­tı. Pro­tes­to fab­ri­ka­ya değil, inşa sti­li­ne idi. Çünkü fab­ri­ka­nın uzak­tan gö­rü­nü­şü bir Os­man­lı ca­mi­si gö­rü­nü­mün­dey­di. Başta ki­li­se çev­re­le­ri olmak üzere hal­kın mem­nu­ni­yet­siz­li­ği hat saf­ha­ya çıktı. Her­kes ko­nu­ya kendi açı­sın­dan ba­ka­rak İmpa­ra­tor’un Os­man­lı po­li­ti­ka­sı %100 doğ­ru­luk ar­ze­di­yor­du. Kay­zer II. Wil­helm kim­se­yi din­le­me­ye­rek Os­man­lı­la­ra da jest ol­ma­sı için Türk mi­mar­la­rın da proje kat­kı­sıy­la Dres­ten’de ya­pı­lan cami sti­lin­de­ki si­ga­ra fab­ri­ka­sı tö­ren­le hiz­me­te açıl­dı. Fab­ri­ka ca­mi­ye, ba­ca­la­rı ise tıpkı bir mi­na­re­ye ben­zi­yor­du. Fab­ri­ka­nın Türk mi­ma­ri sti­li­ne özel­lik­le ben­ze­me­si için yoğun çaba gös­te­ril­di. Bu çok il­ginç fab­ri­ka­da; Ye­ni­ce, Ma­şal­lah. Saray. Sa­lad­din ve Se­la­mü­na­ley­küm en po­pü­ler si­ga­ra­lar­dı. Bu fab­ri­ka­dan son de­re­ce ra­hat­sız olan Alman halkı fab­ri­ka du­ma­nı­nı gö­rün­ce: “Der Sul­tan ra­ucht” yani: “Sul­tan si­ga­ra içi­yor.” di­yor­lar­dı; fakat bu fab­ri­ka­nın iki ülke ara­sın­da­ki dost­lu­ğu son de­re­ce pe­kiş­tir­di­ği bir ger­çek­ti.
Bugün, dü­şü­nü­yo­rum da, acaba iki ülke ara­sın­da­ki şim­di­ki dost­luk ne du­rum­da? Bı­ra­kın dost­lu­ğu, Al­man­lar fır­sa­tı­nı bulsa Biz Türk­le­ri bir kaşık suda boğar. Yal­nız ne var ki; nü­fu­su bir türlü artış gös­ter­me­yen Al­ma­ya, ya­ban­cı­la­ra, özel­lik­le de Türk­le­re adeta muh­taç: zira Alman nü­fu­su­nun ar­tı­şın­da­ki Türk­le­rin rolü ol­duk­ça büyük. Bir­çok Türk genci, bir­lik­te ol­du­ğu Alman kız­lar­la sa­yı­sız çocuk sa­hi­bi olu­yor; Alman er­kek­le­rin çoğu, çocuk yap­mak is­te­mi­yor. Alman kız­lar da böy­le­ce Türk er­kek­le­ri ter­cih edi­yor. Al­man­ya’da dün­ya­ya gelen her ya­ban­cı çocuk Alman va­tan­da­şı sa­yı­lı­yor; ay­rı­ca çocuk pa­ra­la­rı­nın yük­sek oluşu, ya­ban­cı­la­rın fazla çocuk yap­ma­la­rı­nı teş­vik edi­yor.
Kalın sağ­lı­cak­la saygı değer oku­yu­cu­la­rım; bir da­ha­ki köşe ya­zım­da bu­luş­mak ümi­diy­le.

Azmi Durmuş
Azmi Durmuşazmidurmus@hotmail.de