SON DAKİKA

ŞENLİKOĞLU FARKI

Genel, GÜNDEM

“BIRAKIN EFENDİM, BİRBİRLERİNİ SEVENLER KUCAKLAŞSIN”

Bu haber 14 Ocak 2019 - 10:42 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Atatürk’ün yurt gezilerinde trenin durduğu küçük istasyonlarda, O’nu yakından görmek, sevgisini gösterebilmek için trene yaklaşmak isteyen halkı, belki güvenlik, belki rahatsız etme kaygısıyla geri iten, kimi yerde dipçiğini de kullanan jandarmaları O’nun sert sözlerle kenara ittiği kaç kere gözlemlenmiştir.

Atatürk’ün yaverlerinden biri anlatıyor:

“1933’te Diyarbakır’a gitmiş. Şehre girişinde, Vali, Jandarma Komutanı, bir kaç ileri gelenlerden başka kimseyi göremeyince birden şaşırmış; Vali’ye: “ Bu da ne demek oluyor? Bu memleketin halkı nerede?” diye sormuş.

Vali ezile büzüle cevap araya dursun, Paşa yeniden gürlemiş, “Çabuk söyleyin; halk nerede?”

Halk damlarda, pencerelerde, Vali’nin emriyle polisin, jandarmanın sürdüğü yerlerde….

Bu hışımla vali bir yana itilir ve beş dakika içinde Diyarbakır halkı onun yoluna dökülür.

Halk, “Varol babamız, büyük önderimiz, hoş geldin!” diye bağırırken gazi hırsını bir türlü yenemez hala söylenirmiş, “Bırakınız efendim, birbirlerini sevenler kucaklaşsınlar.”

Diyarbakır olayına benzer bir durum da Samsun’da yaşanmış. Atatürk 11 yıl önce Anadolu toprağına ayak bastığı bu şehri yeniden görecek, Samsunlularla bir iki günü birlikte geçirecekti.

Ne var ki, kendisinin geleceği, günlerden beri bilindiği halde Samsun’da bir ölü sessizliği vardı. Şehir ışıklandırılmış, hatta ana caddeye taklar da dikilmişti. Fakat caddelerde, polis ve jandarmadan başka tek Allah’ın kulu görülmüyordu. Biraz dikkatlice bakınca halkın, yolun iki yanındaki kaldırımlara sıkıştırıldığı, hatta biraz ilerlemek, Gazi’yi daha yakından görmek isteyenlerin kabaca dipçikle horlandığı Gazi’nin gözünden kaçmadı.

Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi, eski silah arkadaşlığının hatırı da bir yana itilerek, vali bir güzel haşlandı.

Polis ve jandarma bir anda toz oldu. Halk sokakları doldurdu ve ancak o zaman Gazi’nin yüzü güldü.

Atatürk’ün yine yurt içi gezilerinden birinde, küçük bir Anadolu kasabasında duran beyaz trenin etrafını sarmak isteyen vatandaşlar polis ve jandarmalar tarafından oradan uzaklaştırılırken, iki köylü vatandaş Gazi’nin önüne çıkmayı başarmışlardı.

Atatürk vagonun penceresine dayanmış soruyordu, “ Nasılsınız bakalım, halinizden memnun musunuz?

Büyüklerin bu çeşit sorularına alışılmış yanıt, “ Sağolun büyüğümüz, sayenizde çok iyiyiz” ve arkasından gene alışılmış malum tekerleme, “Allah devlete, millete zeval vermesin!”

Fakat bizimkilerin cevabı hiç te böyle olmadı. İkisi de bir ağızdan, “Halimiz perişan Paşam”  dediler.

Atatürk’ te bu cevabı beklemiyordu. Şaşırmış gibiydi. “Canım siz köylü değil misiniz? Ekip, biçiyor, kazanıyorsunuz; haliniz nasıl perişan olur?”

Tam o sıra kaymakam koşmuş, Cumhurbaşkanı’nın rahatsız edilmesinden dolayı özür dilemeye başlamıştı. Atatürk bir bakışıyla köylülere döndü. Onlar şikayetlerine başlamışlardı, “Paşam köyümüz sıtmadan kırılıyor.”

“Peki size doktor uğramaz mı? Sıtma mücadelesi gelmez mi?”

“Paşam bize ancak tahsildarla jandarma gelir; sıtma mücadelesi diye bir şey duyduk. Ama, bizim köye daha uğrayan olmadı.” Atatürk yanındaki yavere döndü; ona bir şey söyledi; köylüler için hemen bir banka çeki yazılmıştı. Hemen kaymakam bakanlık emrine alındı. Köyün diğer şikayetleri de dikkate alındı.

Keşke yönetimlerle halk ilişkileri hep böyle olsa. >>Azmi Durmuş